İSPENÇİYAR
OCAK 2006 SAYI 1
Ecz. Mustafa HÜDAYİOĞLU
Artık bizim de bir yayınımız var. Yıllardır hep düşünülen
ancak bir türlü bir araya gelinerek yapılamayan, böyle bir
bültenin hayata geçmesini sağlayan yayın kurulu arkadaşlara
teşekkürle başlamak istiyorum. Henüz oda seçimlerinden yeni
çıktık; büyük bir şevkle çalışmalara başladık. Bize bu şevki
veren ve böyle bir ivme kazandıran en büyük etken; kabul etmeliyim
ki; beş dönemdir yalnız başımıza girdiğimiz oda seçimlerine,
bu dönem iki liste halinde girip, kongre yapmamızdır. Allah'
a şükürler olsun ki; seçim öncesinde de defalarca söylediğim
gibi, biz eczacılar olarak; herkesten, her kurumdan farklılığımızı
gösterip seçime el ele girip, yine aynı şekilde, bütünlüğümüz
bozulmadan kol kola çıktık. Şimdi çalışma zamanıdır. Bizim
önceliklerimiz, eczacılarımızın öncelikleridir. En önemlisi
de geri ödeme sistemlerinin düzgün çalışmasını sağlamaktır.
Bu konuda oda yönetimi olarak elimizden gelen her şeyi yapmaktayız.
Bu sistemde aksayan ve eczacımızı zor duruma düşüren en önemli
iki çarkın biri Yeşil kart diğeri SSK. Eczanelerimiz için,
uzun bir süredir sıkıntı yaratan yeşil kart ödemelerinin düzene
girmesi için bir çok girişimde bulunduk. Beşinci aydan bu
yana; ödenmeyen faturalarımız için, Sağlık Müdürlüğü ile defalarca
görüştük. Öncelikle sağlık ocaklarında yapılan reçete kontrollerini
hızlandırdık ve daha düzenli hale getirdik. Ardından sağlık
müdürlüğü personelinden 4 kişilik bir ekiple; odamız eczacılarından
dört arkadaşımız faturalara hızla provizyon aldılar. Sağlık
Müdürlüğü tahakkuk servisindeki evrak birikmesini serviste
çalışan memur arkadaşların mesai dışında da çalışmalarını
sağlayarak önledik. Böylelikle; evrakları hızla muhasebe müdürlüğüne
gönderdik. Muhasebe müdürlüğünde reçete küpürlerinin daha
hızlı çizilmesi ve memurlara yardımcı olmalarını sağlamak
için odamız elemanlarını görevlendirdik. Bundan sonra da;
eczacılarımızın yeşil kart geri ödemelerinde, aksaklık yaşamaması
için var gücümüzle çalışacağız.
Bu sistemin aksayan önemli bir diğer çarkı da SSK. SSK ile
ilgili bir çok sorun yaşadık. Fakat zaman içinde epey mesafe
katettik. Görüşmelerimizde; SSK eczacıları, geriye dönük yüzde
onlarımızın birinci ay sonunda ödeneceğini ve bizlerle odamızda
bir araya gelerek sorunların çözümlerini kolaylaştıracaklarını
söylediler. İnanıyorum ki çok yakında daha iyi bir SSK ile
karşılaşacağız.
Yılbaşından sonra odamızdaki aylık genel toplantılarımıza
tekrar başlayarak sorunlarımızı tartışacağız. Ecza kooperatifleri
yöneticileriyle görüşmelerimize devam ederek; en kısa zamanda
kooperatiflerin bölgemizde çalışmaya başlamasını sağlayacağız.Bu
vesile ile hepinizin yeni yılını kutlar bültenimizin hayırlı
olmasını dilerim.
Yayın Kurulu
Merhaba; Uzun zamandır eksikliğini hissettiğimiz bültenimizi
sizlerle paylaşmaktan dolayı mutluyuz. Bültenimizi sizlere
en iyi şekilde sunmak için elimizden geleni yaptık. Her
şeyden önce mesleğimizin güzelliklerini, sorunlarını, kendimizi
yani eczacıyı ifade edebileceğimiz bir yayınımız var artık;
İSPENÇİYAR. Bunun sadece bir başlangıç olduğunu düşünüyoruz.
Biz zor olan ilk adımı attık. Bundan sonraki sayılarımızda
sizlerin de desteğiyle daha geniş yayınları hedefliyoruz.
Biz İSPENÇİYAR' ı hazırlarken çok keyif aldık, umarız aynı
keyfi siz de okurken alırsınız...
14. BÖLGE KAHRAMANMARAŞ ECZACILAR ODASI SOSYAL TESİS
BİNASI YAPIMI İÇİN ÇALIŞMALARA BAŞLADI
Milli Emlak Müdürlüğünden alınan arsa yeri; belediyemiz
tarafından tadilat yapılarak inşaata uygun hale getirildi.
Yapılacak olan sosyal tesisin dokümanları projelendirmek
üzere T.E.B. Mimarı Mimar Uğur İNANÇ' a teslim edildi. 2.700
m büyüklüğündeki arsanın 700 m2' si inşaat alanı olarak
kullanılabilecektir. Büyük bir bölümü toplantı salonu ve
sosyal kullanım alanı olarak düşünülen binamızda küçük bir
misafirhane de bulunacaktır. Ulus Apt.' da bulunan odamızda
Eczacılarımıza büro hizmeti verilmeye devam edilecektir.
Şu anda Türkiye' de sadece bir kaçı dışında hiçbir eczacı
odasında bulunmayan sosyal tesis inşaası ile meslektaşlarımız
arasındaki mevcut dayanışmanın daha da artacağı gibi; toplum
nazarındaki itibarımızın hak ettiğimiz şekilde çok daha
iyi yerlere geleceğine inanmaktayız. Yapımı planlanan tesisimizi
en kısa sürede hizmet verilebilir hale getirilmesi için
meslektaşlarımızın da manevi destekleriyle, bütün gayretlerimizle
çalışmalarla devam etmekteyiz. Tüm meslektaşlarımıza hayırlı
ve uğurlu olması dileğiyle..
K.Maraş Eczacı Odası Yönetim Kurulu
KLİNİK ECZACILIK NEDİR ?
Klinik Eczacılık, eczacının tüm eczacılık bilgilerini hasta
yararına kullanması anlamına gelen bir halk sağlığı birimidir.
"Klinik Eczacılık" içerisindeki klinik kelimesi
"hasta odaklı" anlamına gelmektedir. Klinik eczacılık
ilk defa 1930' lu yıllarda A.B.D.' de mevz-u bahis olmuş
ve 1960' lı yıllarda lisans eğitimine başlanmıştır. Daha
sonraki yıllarda İngiltere' de ve diğer belli başlı ülkelerde
de Klinik Eczacılık lisans ve yüksek lisans eğitimine başlanmıştır.
Ülkemizde de 1991 yılında M.Ü.Eczacılık Fakültesinde açılan
klinik forması yüksek lisans programı ile ülkemizde de Klinik
Eczacılık eğitimine başlanmıştır. İlerleyen zamanla birlikte
A.Ü.Eczacılık Fakültesinde Klinik Eczacılık yüksek lisans
programı ve H.Ü.Eczacılık Fakültesi' ndeki 4. Sınıf programında
yer alan Klinik Eczacılık dersi, Klinik Eczacılığın ülkemizde
de yayılmaya başladığının bir göstergesidir. Özellikle A.B.D.'
deki eczacılık otoriteleri, eczacının hasta tedavisinde
daha etkin bir rol alması gerektiği görüşünden yola çıkarak,
eczacılık mesleğine yeni sorumluluklar kazandıran "Klinik
Eczacılık" kavramı ortaya atmışlardır. Sonraki tarihlerde
başka ülkeler tarafından da benimsenen Klinik Eczacılık
uygulamalarıyla eczacılara daha fazla iş imkanı sunulmuş
ve meslek hak ettiği saygınlığı kazanmaya başlamıştır.
Klinik Eczacı Kimdir ?
Klinik Eczacı, hasta odaklı bir eğitim almış, uzun süreli
klinik stajı yapmış ve Klinik Eczacılık prensiplerine uygun
olarak hastasına karşı sorumluluk alan eczacıdır.
Prof. Dr. Fikret Vehbi İZZETTİN
KLİNİK ECZACININ GÖREVLERİ
1- Hasta profili oluşturmak,
2- Hasta eğitimi
3- İlaç danışmanlığı
4- Klinik farmakokinetik
5- İlacın izlenmesi
6- Parenteral çözeltilerin hazırlanması
7- Tek dozlu ilaç dağıtım sistemi
8- İlaç etkileşimlerinin önlenmesi
9- İlk yardım
10- Uzmanlık alanları (Pediatrik, Klinik Eczacılık, Klinik
Toksikoloji, Onkolojik Eczacılık, Radyofarmasi v.s.)
KLİNİK ECZACILIK EĞİTİMİ
Klinik Eczacılığın doğuş yeri olarak kabul edilen A.B.D.'
lerinde Klinik Eczacılığın eğitim süresi 6 yıldır. Bunun
ilk 2 yılını fakülte öncesi temel eğitim oluşturmaktadır.
Bu 2 yıldan sonraki dört yıl içerisinde ki Klinik Eczacılığın
tüm gerekliliklerini yerine getirebilecekleri bir eğitim
verilmektedir. Bu eğitim sisteminde göze çarpan önemli unsurlardan
biri laboratuar saatlerinin oldukça az olması ve bunlardan
boşalan saatlerin eczane ve hastane uygulamaları ile doldurulmuş
olmasıdır. İlaç kimyasının bile vaka örnekleri üzerinden
anlatıldığı bir eğitim modelinde öğrenciler yoğun bir biomedikal
eğitim alarak ve yaklaşık 9 ay gibi bir süre (son sınıf
rotasyonları) klinik staj yaparak Klinik Eczacı olarak mezun
olmaktadırlar.
Ülkemizde ise gerçek anlamda bir klinik eczacılık eğitimi
ancak lisans üstü düzeyde verilmektedir. Verilen teorik
derslerin yanı sıra öğrencilerin iki yarı yıl boyunca hastanenin
dahiliye, pediatri, genel cerrahi ve eczane gibi farklı
bölümlerinde staj yapma imkânlarının olması, bu konudaki
açıklarının kapanmasına yardımcı olmaktadır. Marmara Üniversitesi
Eczacılık Fakültesi' nin 3. Sınıf öğrencileri için bu yıl
uygulamaya koyduğu yeni eğitim modelinde öğrenciler, aldıkları
teorik klinik eczacılık dersiyle birlikte haftada bir saat
hastane servislerinde gözlem yapabilme fırsatına sahip olmuşlardır.
KLİNİK ECZACILIK UYGULAMALARINA BİR KAÇ ÖRNEK;
* İlaç yan etkilerini gözlemek, minimuma indirmek ve rapor
etmek
* İnhale kortikosteroitlerin ağızda pamukcuğa yola açması
* İzoniazid grubunun B6 vitamin eksikliğine yol açması
* Nefrotoksisite, ateş, titremeye yol açması
* Hamilelik süresince dietilstilbestrol kullanan kadınların
kızlarında
vajinal adenokarsinoma gelişmesi
*12 yaş altı çocuklarda viral enfeksiyonların tedavisi sırasında
aspirin ve salisilatların kullanımının Reye sendromu gelişme
riskini
artırması
*Tetrasiklinlerin; özellikle minosiklinin, erişkinlerde
ağızda
pigmentasyon gelişimine yol açması.
* Opioidlerin sıklıkla bulantı ve kusmaya neden olması.
* Verapamil gibi ilaçların konstipasyona yol açması.
* 12 gr.' dan fazla parasetamol alan her hastada şiddetli
karaciğer hasarı oluşma riski.
* Amiodaronun steatohepatit siroza neden olması.
*Oral kontraseptiflerin ve sitotoksik ajanlerin Buddchiari
sendromuna yol açması.
* AİDS tedavisinde kullanılan indinavirin hastaların yaklaşık
% 4'
ünde böbrek taşı oluşturup böbrek yetmezliği ve üriner kanal
obstruksiyonuna neden olması.
* İlaç-hastalık etkileşmelerini gözlemlemek, önlemek ve
minimuma
indirmek
* Astım ve Beta blokörlerin etkileşmesi
* Astim ve Aspirin etkileşmesi
* Karaciğer bozukluğu ve varfarin etkileşmesi
* İlaç-yiyecek etkileşimlerini önlemek veya minimuma indirmek
* Greyfurt suyu ile siklosporin etkileşmesi
* Süt ve süt ürünleri ile florokinolonların etkileşmesi
ECZACI ASLAN İSPİR KİMDİR?
Kahramanmaraş eczacılarının duayenlerinden Ecz. Aslan
İSPİR ile 1955'den bu yana halkımıza hizmet verdiği Yeni
Eczane' de röportaj yaptık...
1931'de K.Maraş' ın Kuyucak mahallesinde doğdum.44 yaşında
bir babanın,14 yaşında bir ananın oğluyum. Oldukça fakir
bir aileydik. Dedem ve dedemin dayısı da eczacıymış. Dedem
Kayseri' nin Develi ilçesinde eczacılık yapıyordu. Dört
yaşındayken teyzemler beni dedemle nenemin yanına götürdüler.
Oyun çocuğu yaşındayken eczanede çalışmaya başladım. Eskiden
kaymakamlıklar ,ilçelerine eczane açılması için eczacılara
sermaye verirlerdi. Dedeme de Çankırı' nın Çerkali ilçesine
eczane açması için 15.000 TL sermaye verdiler. Fakat dedem
rahmetli orada kendine kötü arkadaşlıklar edindi, içki içmeye
, parasını savurmaya başladı. Çerkali'ler samimi insanlardır,dedemi
bu durumdan kurtarmak için ona memleketine dönmesini söylediler
.Biz de tekrar Maraş' a geldik. Ben o zamanlar orta okul
son sınıf öğrencisiydim,anamı görmeye haftada bir gün giderdim.
Orta okul bitince, o zamanlar K.Maraş' ta lise olmadığı
için, beni dışarıda okutmak istediler. Eczacılık Fakültesi
sadece İstanbul'daydı.Nasıl olsa İstanbul'a gideceğim için
liseyi de İstanbul'da okumam uygun görüldü. Haydar Paşa
Lisesi' ne kaydım yapıldı. Orada Mehmet Taşkesen ve serbest
muhasebeci Raşit Özdöşemeci hemşerilerim bana sahip çıktılar.
O zamanlar öğrenciler liseyi bitirirken olgunluk sınavına
tabi olurlardı. Sorular; Fizik, Kimya, Matematik ve Tarih
ağırlıklı oluyordu,Bakanlık tarafından hazırlanırdı,yazılı
yoklama şeklinde yapılır ve cevaplandırılırdı. Pekiyi almak
zordu, ben tesadüfen pekiyi aldım. İstanbul Tıp Fakültesi
Eczacılık Yüksek Okulu her dönem toplam 80-100 civarında
öğrenci alırdı, ben pekiyi ile 62. olarak okula girdim.
O ZAMANKİ ECZACILIK EĞİTİMİ NASILDI?
Derslerin bir kısmı Cerrahpaşa Tıp,bir kısmı da Botanik,
bir kısmı da Eczacılıkta işlenirdi.Turhan Baytop asistanımızdı
ve Hayriye Ama farmasotik kimya hocamızdı.
BİZE BİR KAÇ ANEKDOT ANLATABİLİR MİSİNİZ?
Okulda iptidai komprime makineleri vardı, tablet yapmak
için altından vida ayarı yapılırdı. Föy'de yazar; mesela
0,50 gramlık tablet yapacaksanız, vida ayarı yapar öyle
basarsınız ama o hiçbir zaman 0,50 gram olmaz. Bende tam
olsun diye etken maddeyi terazide tarttım, makinenin içine
doldurdum. Asistanımız Matmazel Lily yaptığımı gördü ve
bana öyle olmayacağını söyledi. Beni Alman hocamız Bioncam
'a şikayet etti, ben de hocaya anlattım, bana ''bravo''
dedi ve 20 numara verdi, o zaman en yüksek numaraydı. Birgün
de balonda eter uçuruyorduk, nasıl olduysa balon alev aldı
ve eterli numune fışkırarak genç bir kızın yüzünü yaktı.
Bunun üzerine beni okul mahkemesine verdiler. Ben de eterin
ocağın içinde uçurulması gerektiğini ve okulumuzda ocağın
bulunmadığını söyledim, beni affettiler. Sadece bir sömestre
ceza aldım.
YENİ ECZANEYİ NE ZAMAN AÇTINIZ ?
Memleketimize döndüm .Dedemin eczanesi borçluydu ,haciz
edilecekti . 1951 yılında PTT'nin arkasında bulunan çay
ocağını yakmak için bomba koymuşlar, eczane de kireçsiz
sokakla birlikte yanmış. Haciz olmasın diye eczaneyi ben
devir aldım, dedem de Mersin' e bir eczanede mesul müdürlük
yapmaya gitti. Eczanede sadece 7000 TL'lik ilaç vardı.
SİZİN GELMENİZLE K.MARAŞ'TA ECZAHANE'
DEN ECZANE' YE GEÇİŞ OLDU DİYEBİLİR MİYİZ?
Yalnız ben değil; Ecz. Mustafa Köker, Ecz.Selehattin Karaçam
ve eşi, Ecz. Halit Evliya ve eşi Şenda Evliya hanımefendileri
de eczacılık hizmeti verdiler.
HALKIN SİZE OLAN BÜYÜK GÜVENİNİN SIRRI
SİZCE NEDİR? BİZE AÇIKLAYABİLİR MİSİNİZ?
Daima dürüst ve daima hastadan yana oldum. Ama hatalarımız
da vardır muhakkak…
ECZANENİZDE FORMÜLLERİ SİZE AİT OLAN VE HALKIN ÇOK MEMNUN
OLDUĞU PREPERATLARINIZ VAR,HİÇ PATENT ALMAYI DÜŞÜNMEDİNİZ
Mİ?
Patent alsaydım fiyatları çok pahalanırdı. Londra' da lokantası
olan bir hemşehrimiz, bir İngiliz bürokratla komşuymuş.
İngiliz ailenin çocuğunda geçmeyen bir pişik varmış, onlara
bizim eczanemizden aldıkları pişik kremini vermişler, kullanınca
geçmiş. Bunun üzerine İngiliz Bürokrat kremi tahlile göndermiş.
Yalnızca "zararlı bir madde yoktur" diye bir yazı
alabilmişler. Biliyorsunuz C Vitamin tayinini bir yirmi
senede yaptılar.
ECZACILIK MESLEĞİ İLE İLGİLİ KAYGILARINIZ
NELERDİR?
Tamamen majistral ilaçlar yapıyorduk, şimdi o reçeteleri
ne yazan ne de alan kaldı. Eczacılık budanıyor. Karlı mamullerimiz
elimizden alındı; mamalar, veteriner ilaçları;zirai ilaçlar
ve terkipler yok oldu.
SAĞLIK PROBLEMLERİNİZ OLMASINA RAĞMEN;
YILLARDIR YAPTIĞINIZ GİBİ HALKIMIZA BÜYÜK BİR DANIŞMANLIK
HİZMETİ VERİYORSUNUZ.
İnsanları ve onlara hizmet etmeyi seviyorum.
Röportaj:
Ecz. Ayşe DEDEOĞLU YAZICIOĞLU
MEYAN KÖKÜ
Günümüzde de artan ilaç tüketimine karşılık; Fitoterapi
yöntemleri alternatif ve destekleyici tedavinin vazgeçilmez
unsuru olmuştur. Halkın en yakın sağlık danışmanı olan biz
eczacılara; toplumun bilinçlendirilmesinde büyük görevler
düşmektedir. Her sayımızda farklı bir bitkiye yer vereceğimiz
Fitoterapi köşemizin ilk konuğu; şehrimizde de tüketimi
fazla olan Meyan Kökü..
Haziran-Temmuz ayları arasında sarı-mavi veya kahverengi
çiçekler açan 0,4-2 mt. yüksekliğinde çok yıllık çalımsı
bitkilerdir. Meyveleri düz ve salgı tüylüdür. Yaprakları
parçalı, 4-7 çiftlidir. Türkiye' de 6 türü yetişmektedir.
Türkiye' de daha çok Güney, Orta ve Doğu Anadolu'da yaygınlık
göstermektedir. Bir kısmının kökleri tatlı, bir kısmınınki
ise acıdır.
Anadolu' da 2 varyetesi bulunur. Bu türün çiçekleri mor
ve tüysü yapraklıdır. Meyvelerin üzeri çıplaktır veya tüylüdür.
Bazı yerlerde piyan olarak da bilinir.
Bitkinin kökleri, meyan kökü olarak tanınmakta ve kullanılmaktadır.
Köklerin kabuğu soyulduktan sonra veya soyulmadan güneşte
kurutularak piyasaya sürülür. Bileşiminde nişasta, zamk,
şekerler, rezin, glisirrizin vardır. Glisirrizin şekerden
daha tatlı bir bileşiktir. Köklerdeki miktarı bölgeden bölgeye
değişir ve köklerin de etkili maddesidir. Kökler; göğüs
yumuşatıcı, balgam söktürücü, idrar çoğaltıcı(söktürücü)
ve tad düzenleyici özelliğe sahiptir.
Eczacılıkta toz halinde, hapların hazırlanmasında şekil
vermede kullanılır. Kola adı altında hazırlanan içeceklerin
terkibine de girer.
Taze veya kuru köklerin kaynar su ile muamelesi ve sonra
alçak basınçta yoğunlaştırmak suretiyle meyan balı elde
edilir.
Ticarette toz veya kalıplar halinde bulunur. Parlak, siyah
renkli, tatlı lezzetlidir. Suda kolaylıkla erir.
Meyan balı ayrıca yara iyi edici özelliğinin yanı sıra mide
hastalıklarında da (özellikle gastritte) etkilidir.
Alman virologlar, meyan kökünün içindeki bir maddenin,
akut solunum yetmezliği sendromuna (SARS) karşı kullanılan
maddelerden daha etkili olduğunu bildirdiler.
The Lancet dergisinde yayınlana habere göre, Frankfurt Üniversitesi'
nin kliniğinde görevli virologlar, meyan kökünden elde edilen
ve HIV (AIDS virüsü) ve Hepatit-C virüsüne karşı başarıyla
kullanılan "glcycrhizin" maddesinin lâboratuar
ortamında SARS virüsünün çoğalmasını engellediğini açıkladılar.
Prof. Prakash Chandra, SARS' a karşı kullanılan ribavirin
maddesinin toksik etkisine dikkat çekerek, glcycrhizin maddesinin
yüksek konsantrasyona rağmen yan etkisinin çok az olduğunu,
uzun dönem araştırmaların yapıldığını, ucuz olduğunu ve
zehirli olmadığını söyledi.
Hazırlayan
: Ecz. Arzu ARIK TANIR
ECZACILARIMIZA SORDUK
1- Bağ-kur, emekli sandığı ve SSK' nın provizyon sistemlerinin
bazı ilaçları eşdeğer göstermediği halde, ilacı düşük fiyattan
ödemesi ve eczacıyla hastanın karşı karşıya kalması. ARZU
ARIK TANIR.
2- Genç eczacıların staj yapacak eczane bulmakta zorlanması.
YASEMİN SAĞOCAK.
3- Resmi kurumlardaki prosedürlerin çok çabuk değişmesi
ve bunu hastaya anlatmakta eczacının zorluk çekmesi. AYŞEGÜL
ARPASATAN.
4- Kurumlarda çıkan fiyat farklarının hastaya anlatmakta
zorluk çekilmesi. MESUT ASLANTÜRK.
5- Kâr haddinin düşük olması, fatura geri ödemelerinin gecikmesi,
ilaç fiyatlarının indirimi ve KDV indirimi gibi olumsuzluklarla
bu kararların neticesi olarak yine sermayenin iyice düşürülmesi,
ayrıca hızlı değişen prosedürler, bürokrasi nedeniyle yaşadığımız
olumsuzluklar mesleğimizi çekilmez hale getiriyor. İSMET
ARIKAN.
6- Yeşil kart ödemelerinin gecikmesi, SSK kesintileri, kurum
içerisinde ilaçların fiyatınlarında oluşan farklılıklar.
AYŞE DEDEOĞLU YAZICIOĞLU
7- Eczane nöbetlerinde özellikle hafta sonu nöbetlerinde
kurumların provizyon sistemlerinin çalışmaması. HATİCE BOLAT.
8- Resmi kurumların her birinin farklı protokol uygulaması.
YASEMİN SAĞOCAK.
9- Milli Eğitim faturalarının ayrı ayrı kesilmesine çözüm
bulunamaması ve maliyedeki ödemelerin düzensizliği. SİBEL
BALIK.
10- Doktorların reçeteleri hatalı yazması ve tekrar paraf
etmeye göndermek zorunda kalınması. NADİRE AKGÖNEN.
11- S.S.K.' da yapılan kesintilerin net olmaması ve yeşil
kart ödemelerinin sorunlu olması. MEHMET HAMZAOĞLU.
ÇİÇEĞİ BURNUNDA ECZACILARIMIZ
23 Ekim 1977 Antakya'da doğdum. İlk, orta ve lise öğrenimimi
Antakya'da tamamladım. 1994 yılında Ege Üniversitesi Eczacılık
Fakültesi' ne girdim. 1999 yılında eczacılık fakültesinden
mezun oldum. 1 yıl Ege Eczanesinde mesul müdürlük yaptım
ve 1,5 yıl kamu eczacısı olarak görev yaptım. Şu anda ekim
ayında açtığım Doğa Eczanesinde hizmet vermekteyim. Ecz.
Ayben TEKEREK.
DOĞA ECZANESİ Hayrullah Mah. No:12/C KAHRAMANMARAŞ
1978 yılında Eskişehir'de doğdum. İlk, orta ve lise öğrenimimi
Eskişehir'de tamamladım. 1996 yılında Ankara Gazi Üniversitesi
Eczacılık Fakültesi' ne girdim. 2000 yılında fakülteden
mezun oldum. Evli ve bir çocuk annesiyim. 2001-2005 yılların
arasında kamu eczacısı olarak görev yaptım. Şu anda Ocak
Eczanesinde hizmet vermekteyim. Ecz. Meral TOPÇUOĞLU
OCAK ECZANESİ Kanuni Mah. Milcan Cad. No:2 KAHRAMANMARAŞ
04 Ocak 1982 Pazarcık doğumluyum. 1989 yılında anne ve
babamın işinden dolayı İskenderun' a taşındık. İlkokulu
İskenderun Namık Kemal İlkokulunda, ortaokulu İskenderun
İstiklal Makzume Anadolu Lisesinde okudum. 2000 yılında
İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi' ni kazandım ve
2005 yılında buradan mezun oldum. Şu anda Ortaş Eczanesinde
hizmet vermekteyim. Ecz. Halil Volkan ORTAŞ.
ORTAŞ ECZANESİ İsa Divanlı Mah. Şeyhadil Cad. Elif Hanım
Apt. No: 47 KAHRAMANMARAŞ
1982 yılında Kahramanmaraş ilinde doğdum. İlkokulu Fatih
İlköğretim okulunda okudum. Ortaokul ve liseyi Çukurova
Elektrik Anadolu Lisesi' nde okudum. Üniversiteyi Anadolu
Üniversitesi Eczacılık Fakültesinde bitirdim. Şuan da Yasemin
Eczanesinde hizmet vermekteyim. Ecz. Yasemin SAĞOCAK.
YASEMİN ECZANESİ Yusuflar Mah. Tekke Cad. 36 / B KAHRAMANMARAŞ
ECZA KOOPERATİFLERİNE BİR BAKIŞ..
Türkiye 'de Ecza kooperatifçiliği 1979 yılında başladı.
Bu yapılanmanın altında ekonomik koşulların çok kötü olduğu
bir dönemde ;eczacıların dışında gelişen tüm olumsuz şartları
doğrudan doğruya eczacıya yansıtan bir sistemin dayatmacı
ve sorumsuz tavrına verilen tepki yatmaktadır. Eczacı ortaklarının
ihtiyaçlarını karşılamak, eczane ve ilaç sektörünün sağlıklı
oluşmasına katkıda bulunmak,ortakları olan eczacıların hak
ve çıkarlarını korumak maksadıyla kooperatiflerin sayıları
on yıl içerisinde 10'a ulaşmıştır. 12 Ocak 1989 yılında
ise bölgesel faaliyet gösteren ecza kooperatiflerinin güçlerini
bir araya getirerek tüm eczacılar üretim, temin, dağıtım
kooperatifleri birliği' ni kurmuşlardır. (TEKB)
Kooperatifleri diğer işletmelerden yani depolardan ayıran
özellikler vardır. Bunlardan en önemlisi; eczacıların eşit
katılımı ile oluşturdukları ekonomik meslek örgütü olmalarıdır.
Açık yapılanmaları vardır ve gönüllü ortaklıklardır. Demokratik
yönetilirler ve denetleme prensipleri vardır. Tüm ortaklarına
eşit ve mümkün olduğunca maliyetine hizmet verirler. Gelir
gider farkı risturn olarak dağıtılır.Bunların yanı sıra
örgütsel bağımsızlıkları vardır.
Bölgemizde şu an faaliyet gösteren bir ecza kooperatifi
bulunmamaktadır. Geçmiş yıllarda kısa bir süre faaliyet
gösteren AYEK ecza kooperatifinin kapanması ile ortaklarının
zarar görmesi bir çok eczacıda kötü bir izlenim bırakmış
ve kooperatiflere karşı eczacıları temkinli yaklaşır hale
getirmiştir.
Her ne kadar daha önce eczacılarımız ecza kooperatifleri
ile kötü bir tecrübe yaşadıysa da, gittikçe büyüyen tekellere
karşı ancak kooperatifler sayesinde oluşturacağımız birlik
ve dayanışmayla ayakta kalabileceğimiz kanaatindeyiz.
ARTIK ECZACILARIN DA LOGOSU VAR..
Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü Daire
Başkanı Sevim Evraosoğlu, Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri
Resim Bölümü Başkanı Adnan Tepecik, TEB Saymanı Ekrem Eşkinat,
TEB Merkez Heyeti Üyesi Nüket Tartan, ressam Saadet Gözde
ve mimar Tuğrul Agun'dan oluşan seçici kurul, 96 yarışmacının
yaklaşık 1200'ü bulan tasarımını değerlendirdi.
Değerlendirme sonunda, kırmızı çerçeve içinde, beyaz zemin
üzerinde kırmızı ''E'' harfi içeren, Kutlu Gürelli'nin tasarımı
birinciliğe layık görüldü. Bu tasarım, TEB Merkez Heyeti'nin
kararıyla bundan böyle Türkiye'deki tüm eczanelerde logo
olarak kullanılacak.
Logoda, nöbetçi eczane ile nöbetçi olmayan eczaneyi birbirinden
ayıran ışık efektleri de kullanılacak.
Özellikle Avrupa ülkelerinde sık kullanılan standart eczane
logosu ile vatandaşlar girdiği bir sokakta eczane olduğunu
kolaylıkla anlayacak.
Bu logo ile eczanenin eczane olduğu anlaşılacak. İsteyen
eczacı, logonun yanı sıra tabela kirliliği yaratmamak koşuluyla
eczane ismini de kullanabilecek.
İlimizde de Doğa Eczanesi ve Ayşegül Eczanesi logoyu ilk
kullanan öncü eczanelerimizden.
VİTİLİGO
TANIMI NEDİR ?
Deriye rengini veren melanosit dediğimiz hücrelerin yıkımı
ile seyreden ve deride piğmentasyon kaybı ile (beyazlaşmalar)
sonuçlanan bir hastalıktır.
SEBEBİ NEDİR ?
Dünyada yaygın rastlanan, her iki cinside eşit tutan ve
her yaşta görülebilen bu hastalığın henüz sebebi bilinmemektedir.
FARKLI KLİNİK TİPLERİ VAR MI?
Yaygınlığına göre, tutulan alanlara göre lokalize, lip-top,
segmental, vitiligo gibi isimler alabilmektedir. Bunların
tedavi yaklaşımıda farklı olmaktadır. Uzun süre lokal kalabilen
hastalık ağır stres gibi durumlarda aktive olabilir ve yayılabilir.
BULAŞICI MIDIR ?
Hayır
EŞLİK EDEN HASTALIKLAR VAR MI ?
Bazen alopesi (kısmi saç dökülmesi), psöriasis gibi diğer
kronik dermatolojik hastalıklar, pernisiyüz anemi, diyabet,
tiroid bozuklukları… v.b durumlar da eşlik edebilmektedir.
Bu açıdan her hasta taranmalı ve hastalıklar aranmalıdır.
Hastalarda anksite ve depresyona da sık rastlanmaktadır.
HASTALIĞI NE GİBİ FAKTÖRLER ARTIRABİLİR
?
Özellikle sıkıntı, stres, ateşli hastalıklar, güneş ışığı
artışa neden olabilir. Mutlaka bir psikiyatrisle de görüşülmelidir.
GÜNEŞTEN KORUNMA GEREKİR Mİ ?
Güneş ışığı vitiligo lezyonlarını artırabileceği gibi beyaz
alanların direkt yanmasına veya çevre dokunun koyulaşarak
lezyonların daha belirgin hale gelmesine neden olabilir.
Bu yüzden kesinlikle yüksek koruma faktörlü güneş koruyucu
losyon/krem kullanılmalıdır.
VİTİLİGO NASIL GELİŞİR ?
Hastalığın seyri ve kişiden kişiye değişir. Açık tenli kişiler,
ya vitiligolu olanlar ile normal deri arasındaki renk farkını
diret fark eder ya da bronzlaşmanın ardından fark edilir.
Esmer kişiler vitiligo yıl boyunca daha kolay fark edilir.
Yaygın vitiligo, bazen tüm vücutta pigment kaybı yapabilir.
Ne kadar pigment kaybı olacağını önceden kestirmek zordur.
Tipik vitiligo, süt beyazı alanlarda kendini gösterir. Pigment
kaybının derecesi her vitiligo plajında farklı olabilir.
Vitiligo alanında pigment gölgeleri veya alnın etrafında
koyu renkli halka olabilir.
Vitiligo hastalarında deri renginin kendiliğinden geri dönmesi
nadirdir. Artık vitiligosu olmayacağına inanan hastalar,
aslında tüm pigmentleri kaybetmişlerdir ve derilerinde zıtlık
oluşturan alan kalmamıştır. Vücutlarında tek renk vardır
ancak vitiligoları devam eder.
NASIL TEDAVİ EDİLİR ?
Bazen vitiligo için en iyi tedavi; hiç tedavi etmemektir.
Açık renkli kişilerde bronzlaşmaktan kaçınmak, deride zıtlık
oluşmasını önler. Vitiligolu alanın güneşe olan doğal savunması
kaybolmuştur. Bu alanlarda kolaylıkla güneş yanığı gelişebilir.
Bu yüzden en az 15 faktörlü bir güneş koruyucu kullanılmalıdır.
Güneşten olabildiğince kaçınılmalıdır. Vitiligoyu makyaj
veya boyayla örtmek güvenli ve kolay bir yöntemdir. Suya
dayanıklı kozmetikler, hemen hemen her deri tipi için mevcuttur.
Bunlar dihidroksiaseton denen bir kimyasal madde içerirler
ve deriye bronz renk alabilmek için melanositlere gerek
duymazlar. Bu ajanlar da yavaş yavaş silinirler ve hastalığı
iyileştirmezler. Sadece görünümü düzeltirler. Dövmeler de
küçük vitiligo plajında mikropigmentasyonla yardımcı olabilirler.
Repigmentasyon Tedavisi
1- Tropikal Kortikosteroid: Kortikosteroid içeren kremler,
küçük vitiligolu alanların renginin geri dönmesinde etkilidir.
Bu yöntem, diğer tedavilerle birlikte de uygulanabilir.
Ancak bu ajanların, deriyi inceltme gibi yan etkileri vardır
ve doktor kontrolünde kullanılmalıdır.
2- PUVA Tedavisi: Psoralen adında bir ajan kullanılır. Bu
ajan, deriyi ışığa duyarlı kılar. Ardından deri, özel bir
tip UV ışığına maruz bırakılır. Özel bir tıbbi donanım gerekir.
Eğer vitiligo sınırlı bir alandaysa UVA tedavisinden önce
psoralen sadece deriye uygulanabilir. Ancak genellikle hap
olarak ağızdan verilir. PUVA ile tedavide yüz, gövde, kol
ve bacakların gövdeye bakan kısımlarında eski deri renginin
kazanılma ihtimali %50-70'tir. El ve ayaklar zayıf cevap
verir. Genellikle 1yıl boyunca haftada 2 kez tedavi edilir.
PUVA'nın güneş yanığına benzer reaksiyon oluşturmasına sık
rastlanır. Uzun dönemde kullanıldığında deride çillenme
görülebilir ve deri kanseri riski artar. Psoralen, gözleri
de ışığa daha duyarlı kıldığı için UVA bloke edici güneş
gözlüğü gün batımına kadar kullanılmalıdır. Böylelikle katarakt
oluşumu riski azalır. PUVA, 12 yaşın altındaki çocuklarda,
gebelerde, süt emziren annelerde veya belli bazı durumlarda(ilaç
kullanımı, hastalık) uygulanmaz.
3-Greftleme: Normal deri alanının vitigolu alana transfer
sadece belli bazı merkezlerde ve bir grup hastada yapılabilir.
Genellikle tedavi edilen alanlarda renk tamamen geri dönmez.
4-Depigmentasyon Tedavisi: Vitiligosu çok yaygın hastalar
için en pratik yöntem, kalan pigmente alanın açılıp tüm
vücuda aynı rengin kazandırılmasıdır. Bu hidrokinonların
monobenzil eter formu ile sağlanabilir. Bu tedavi yaklaşık
1 yıl alır. Sonuç kalıcıdır.
Hazırlayan
: Ecz. Serdar AVŞAR
|